1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Site iletişim adresimiz islamtrforumu(at)gmail.com dur. İstek, eleştiri, ban sorunları ve hak sorunları ile alakalı yazabilirsiniz. HAYIRLI RAMAZANLAR
    Duyuruyu Kapat

Haber Suriye'de Öldüğü Söylenen Işıd Militanı Ebu Ubeyde Ilyas Aydın, Ypg (pkk) Elinde Esir

Konu, 'Suriye Haberleri' kısmında Abdulmuizz Fida tarafından paylaşıldı.

  1. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Suriye'de Öldüğü Söylenen Işıd Militanı Ebu Ubeyde İlyas Aydın, YPG (PKK) Elinde Esir Olduğu Ortaya Çıktı

    ilyas.jpeg

    Aşırı tekfir hastalarından olan İlyas nam-ı diğer ebu Ubeyde, yaklaşık 2 sene önce QSD (Demokratik Suriye Güçleri - YPG)'nin Işıd'e karşı Dêra Zor operasyonunda öldüğü haberi gelmişti. Fakat Esir altındayken verdiği ifadeler ve açıklamalarının yayınlanması ile yaşadığı ortaya çıkan İlyas Aydın'ın, oldukça geniş açıklamalar yapmış.

    Bu arada Mısır'da 1 sene ilim için gidip geldiği ortaya çıkan İlyas'ın, Türkiye'de tekfir etmediği kişi sayısının 3 rakamlı hanelere çıkmamasının sebebi de ortaya çıkmış oldu(!).



    ************


    QSD'nin elindeki DAİŞ Emiri İlyas Aydın Türkiye çalışmalarını anlattı


    RİMÊLAN - QSD'nin Dêra Zor operasyonunda esir aldığı DAİŞ'in Türkiye emirlerinden İlyas Aydın (Ebu Ubeyde Türki), DAİŞ örgütlenmesini, aldıkları destekleri, DAİŞ'in Türkiye ayağını, Suruç patlamasının ayrıntılarını anlattı.

    Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) Dêra Zor’da yaptığı operasyonlarda esir aldığı DAİŞ'liler arasında Türkiye emirlerinden İlyas Aydın’ın da olduğu ortaya çıktı. DAİŞ içerisinde Ebu Ubeyde Türki olarak bilinen Aydın, aynı zamanda İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesince DAİŞ ana davası olarak yürütülen davanın bir numaralı sanığı olarak biliniyor. DAİŞ içerisinde Şam toprakları olarak adlandırılan Suriye’de ideolojik alan sorumlularından biri olan Aydın, Türkiye’de bir cemaatin liderliğini de yapmış. Suruç patlamasının Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yönlendirmesi ile gerçekleştirdiğini belirten Aydın, DAİŞ ve yaşadığı sürece ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.

    MISIR’A GİDİŞ

    Aslen Erzurum’un İspir ilçesinden olan Aydın, İstanbul’da doğup büyümüş. Lise mezunu olan Aydın, daha önce El Kaide’den defalarca yakalanıp, tutuklanmış. Bu davalarında 25 yıl hüküm de giyen Aydın, liseyi bitirdikten sonra 2007-2008 yılları arasında Mısır’da şer-i ilimleri okumuş. Aydın’ın 2 eşi, 2 eşinden 8 çocuğu bulunuyor.

    EBU UBEYDE CEMAATİNİ KURDU

    Döndükten sonra İstanbul’da gençlerle birlikte dersler yaptığını belirten Aydın, bunların hem itikadi hem de fıkhi dersler olduğunu söyleyerek, dersleri internette de paylaştıklarını aktardı. Bunun için bir internet sayfası açtıklarını ve isminin de “www.islamdaveti.com”olduğunu kaydeden Aydın, "Öncesinde Ebu Ubeyde adında bir cemaat kurmuştum. Bu şekilde paylaşımlarımız ilgi görünce siteye bizimle iletişime geçecekleri bir bölüm açtık. Ardından Şirinevler’de bir mescit açtık. Her hafta Cuma günleri insanları buraya davet ederek, orada tefsir dersleri veriyordum. Bu şekilde büyüdük. Bu cemaatin lideri benim. Benim cemaatimden onlarca kişi DAİŞ’e katıldı” dedi.

    İSTANBUL’DA BAYRAM NAMAZI KILDIRAN KİŞİLERDEN

    Aydın, 2014’te İstanbul Ömerli’de toplu olarak kılınan Bayram Namazını örgütleyenlerden biri olduğunu belirterek, o gün kitleye hitaben konuşma yaptığını kaydetti. Namazı kıldıranın Zaza Mustafa adında yakın bir arkadaşı olduğunu belirten Aydın, o dönem irili ufaklı cemaatlerin bir araya geldiğini aktardı.

    İLHAMİ BALI KONTAK SAĞLIYOR

    O dönemler DAİŞ’le çalışan bazı tanıdıklarının olduğunu dile getiren Aydın, “Onların arasında Ebu Bekir Türki de vardı. O dönem DAİŞ’in hudut sorumlusuydu. Asıl ismi ise İlhami Balı’dır. Onu daha önceden de tanıyordum. İlhami yaralıların Türkiye’ye getirilip, götürülmesi ile ilgileniyordu. Onun DAİŞ’ten tanıdıkları vardı. Yanında Abdülhakim diye bir çocuk vardı. O beni tanıyınca neden onlara katılmadığımı sordu. ‘Bize niye yardımcı olmuyorsun. İnsanlar seni seviyor, izliyor. Türkiye’de bir gücün var. Ben ideolojik bazı meseleler olduğunu ve bunların netliğe kavuşması gerektiğini söyledim. Aynı zamanda İslam devletinin üst kademeleri ile tanışmama vesile oldu. ‘Yetkili biri ile görüşürsen belki anlaşırsınız’ dedi. Ben de ‘Herhangi bir yerin kadısı ya da komutanı benim için ölçü değil. Üst rütbeli biri lazım’ dedim. Ebu Muhammed Adnani’yi önerdi. İslam devletinin Bağdadi’den sonra gelen adamıdır. DAİŞ’in resmi sözcüsüdür. Bu şekilde onlarla görüşmeyi kabul ettim” diye konuştu.

    DAİŞ’İN SÖZCÜSÜ EBU ADNANİ’YE BİAT

    Aydın, DAİŞ’in Kobanê’ye saldırılar gerçekleştirdiği 2014 yılının Haziran ayında Suriye’ye geçtiğini dile getirdi. DAİŞ’e geldiği sırada DAİŞ’in Kobanê’de 315 köyü ele geçirdiğini söyleyen Aydın, çatışmaların devam ettiği dönemde Girê Spî’ye de gelip gittiğini ifade etti. Nasıl geçtiğini anlatan Aydın, bu konuda arkadaşı İlhami Balı’nın devreye girdiğini belirterek, şöyle devam etti: “Yolun içeride ve dışarıda bütün sorumluluğunu İlhami Balı yaptı. Öyle herkes kafasına göre sınırı geçip, İslam devletine katılamaz. Örgütün üstten haberi olduğu için beni Cerablus’ta direk Adnanî’nin adamları aldı. Antep’in Cerablus sınırından geçtim. Adnani Bab’ı merkez olarak kullanıyordu. Halep, Minbic, Ezaz, Cerablus’tan Hama’ya kadar bölgelerden sorumluydu. Onunla Bab’ta askeri bir karargâhta görüştük ve ona biat ettim. Örgüte katıldıktan 2 yıl sonra Bağdadi ile de görüştüm. Katıldıktan sonra DAİŞ içinde ideolojik alan sorumlusuydum. DAİŞ Suriye’yi Şam toprakları olarak görüyor. Ben de burada üst düzey yetkililerinden biriydim.”

    KOBANÊ VE TÜRKİYE SINIRI

    Daha sonra Kobanê’ye yönelik saldırılara değinen Aydın, Kobanê’nin DAİŞ için temel handikaplardan biri olduğunun altını çizdi. Dünyadaki diğer örgütler gibi demokratik bir yapıya sahip olmadıklarını belirten Aydın, şunları aktardı: “Bir yere saldırırken, gidip askerlere sormazlar. İslam devletinin yönetimi imamdır. Altında da 6 kişiden oluşan yüksek askeri şura bulunur. Bütün idareyi bu 7 kişilik ekip yapar. Hatta bu kişiler de alınan tüm kararları bilmez. Sadece imam ve şura meclisi bilir. Şura meclisi de iki kişiden oluşur. Kobanî’ye saldırı 3 kişinin verdiği bir karar sonucu ortaya çıktı. O zaman Til Ebyad ve Cerablus örgütün elinde. Muhacir girişi Türkiye üzerinden oluyordu. Bütün patlayıcılar, kimyasal maddeler, yaralıların tedavisi başta olmak üzere her şeyi Türkiye kapısı üzerinde yapıyoruz. İki yerin birbirine ulaşması için ortada bir Kobanê kantonu var. Ve orada bulunan Kürt güçler, bölgenin kendi bölgeleri olduğunu söyleyip, alacaklarını söylüyorlardı. Rakka’ya en yakın yer de burasıydı. Bu durum bir tehlikeydi.”

    ‘EN BÜYÜK HATA KOBANÊ OLDU’

    Siyasi ve askeri olarak hatalarının olduğunu kaydeden Aydın, devamında ise şu ifadelere yer verdi: “Siyasi olarak biz savaşta düşmanı hiç azaltacak bir siyaseti izlemedik. Daha çok düşman edinmek, daha güzeldir mantığı ile yaklaşıldı. Bu, Hz. Muhammed’in siyasetine bile uygun değil. O Medine’ye girerken, gidip Yahudilerle anlaşıyor. Düşünün böyle hareket ediyor. Biz tam aksini yaptık. Bu siyasi hatamızdır. İkincisi insanları kameralar önünde kesmek, yakmak ve öldürmek ister istemez büyük bir düşmanlık yarattı. Bu da ikincisiydi. Ama aynı zamanda örgüte çok şey de kattı. Dünyada aşırı fikirleri olanların hepsini kendisine kazandırdı. Ama bir ideoloji üzerine toplamasanız insanları, toplandığı gibi parçalanması da İslam devletindeki gibi hızlı oluyor. Askeri olarak en büyük hatamız ise Kobanê gibi bir yerde 3 bin 500 askerimizi öldürmekti. Savaşın ilerleyen zamanlarında bile biz hala devletiz ısrarı başka bir hataydı. İslam devletinin bütün hataların en büyük sebebi özgüvendir.”

    SINIRLARI AÇIK TUTTULAR

    ABD ve Türkiye’nin savaşın başlarında Türkiye tarafındaki kapıları açarak, gençleri Beşar Esad’ı düşürmek için Suriye’ye gönderdiğini dile getiren Aydın, bunların radikal ve İslamcı gençler olduğuna değindi. Bu durumun aşama aşama DAİŞ’e kadar geldiğini ekleyen Aydın, belli bir süre kimsenin kendilerine dokunmadığını belirterek, bu durumun Suruç patlamasına kadar böyle gittiğini ifade etti.

    ‘SURUÇ PATLAMASI MİT’İN YÖNLENDİRMESİ İLE OLDU’

    Suruç patlamasının nasıl ve kimin gerçekleştirdiğin ilişkin de konuşan Aydın, şunları aktardı: “Suruç patlaması; İslam devletinde dış askeri operasyonları yapan bir birim var. O da Alaqatil Xarîciye (Dışilişkiler) dedikleri bir birim. Bu ekip, Avrupa ve dış yerlerdeki saldırıların hepsini yapan ekipti. İlk saldırı Rakka merkezli olan saldırıydı. Sonraki genel saldırıların hepsi “Yalnız Kurt” dedikleri biçimde yapıldı. Yani örgütle örgütsel değil ama ideolojik olarak bağlantısı olan kişilerin yaptığı saldırılardı. Bu ekip içinde özel bir masa vardı. Mektebil Türki yani Türkiye masası. Bu masa, Türkiye’deki saldırılar ile görevliydi. Türk istihbaratı gibi bir yapının oraya sızıp, deşmemesi mümkün değildi. Bu masa bir yapı kurdu ve bu yapıda şehadet eylemleri yapmaya hazır olan insanlar vardı. Kimileri bunu intihar eylemleri olarak adlandırıyor. O insanlar daha Suriye’deyken, Türkiye’ye gönderilmeden Türk istihbaratı intihar için Türkiye’ye girecek kişilerin listesi diye yayınlıyordu. Onlardan biri de Abdurrahman Alagöz’dü. Suruç patlamasını gerçekleştirendir. Alagöz kardeşler, Suruç ve Ankara patlamalarını gerçekleştiren kişilerdi. Onlar daha Türkiye’ye girmeden fotoğrafları yayınlandı. Bu da çok açık ki Türk istihbaratı bu masaya sızmış. Ve bu masada olup biten her şeyden haberleri var. Türk istihbaratının büyük bir yönlendirmesi oldu. Bu patlama Bağdadi’nin emri ile gerçekleşmedi. O dönem bu yapıdan sorumlu Ebu Zeynep Rakkavi diye bir adam vardı. Dış operasyonların hepsinden sorumlu olan kişiydi. Onun kararı ile gerçekleşti.”

    DAİŞ'in Türkiye emirlerinden İlyas Aydın’ın (Ebu Ubeyde Türki) anlatımları devam edecek.

    MA / Nazım Daştan


    http://mezopotamyaajansi16.com/tum-haberler/content/view/56626
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Devamı :

    DAİŞ Emiri İlyas Aydın Suruç, Ankara, Cerablus ve 2 Türk askerinin yakılmasını anlattı


    ilyas 2.jpeg


    RİMÊLAN - Dêra Zor'da QSD'nin esir aldığı DAİŞ'in Türkiye Emiri İlyas Aydın, bugün de MİT ile yaptıkları toplantıları, Suruç ve Ankara patlamalarının ayrıntıları, Cerablus pazarlığını ve 2 Türk askerinin yakılmasının ayrıntılarını anlattı.


    Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) Dêra Zor’da yaptığı operasyonlarda esir aldığı DAİŞ’in Türkiye Emiri olan İlyas Aydın, anlatımlarına devam ediyor. DAİŞ’in üst kademesi tarafından sevildiğini ve önemli yerlere getirildiğini kaydeden Aydın, Türkiye’de 2 defa Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile masaya oturduğunu söyledi. İlk toplantı sırasında Ankara patlamasının olduğunu belirten Aydın, gerçekleştirdikleri toplantılar sonucu anlaşamadıkları için 1 Eylül 2015 tarihinde Sefter Taş ve Fethi Şahin adlı 2 Türk askerini yaktıklarını aktardı.

    MİT’LE SINIRDA ALDIĞIMIZ ASKERLER İÇİN MASAYA OTURDUK
    DAİŞ’in sözcüsü Ebu Adnani’nin kendisini çağırarak görev verdiğini aktaran Aydın, o dönem sınırda aldıkları askerlerle (Sefter Taş ve Fethi Şahin) ilgi Türkiye’nin kendileri ile iletişime geçtiğini kaydetti. DAİŞ’in kendisi ile birlikte 2 kişiyi daha görevlendirdiğini aktaran Aydın, Kilis’in Çobanbey (El Rai) Tren İstasyonunda MİT’ten oluşan bir heyet ile masaya oturduklarını belirtti. Gelenlerin Türk istihbaratının bölge sorumluları olduğunu ifade eden Aydın, bu görüşmeden önce de DAİŞ ve Türkiye’nin Musul Konsolosluğu çalışanları ve Astsubay Özgür Örs'ün 01 Ocak 2016 tarihinde Kilis sınırında kaçırılıp 5 Ocak tarihinde serbest bırakılması olayında masaya oturduğunu hatırlattı.

    Bu iki görüşmenin kendisinden önceki heyet ile görüşüldüğünü dile getiren Aydın, “Konsolosluk olayında olduğu gibi Örs’ün olayında da 60-70 kişilik muhacir kardeşlerimizi verip, takas gerçekleştiriyorlar. Bu sefer de bizimle oturdular. Daha önce bunlarla oturan Reşid adındaki arkadaşımız ise Mısırlı biriydi. İlkin benim Türk olduğumu bilmiyorlardı. Biraz sohbet ettikten sonra 'neden bizim askerimizi kaçırdınız' dediler. O askerleri de bizim sınırda çalışan 2 arkadaş pusu kurarak alıyor. Biz de dedik ki askerleriniz bizim sınıra geçtiği için aldık. Niye bizim devletimizin sınırlarını ihlal ediyorlar. ‘Muhacir insanlar sizin topraklarınızdan geçip, bize gelmeye çalışırken siz onları tutukluyorsunuz. Onlar turisttir niye yakalıyorsunuz’ dedik” dedi.

    MİT’İN TALEPLERİ

    Görüşmenin çok uzun sürdüğünü ifade eden Aydın, Türk heyetinin tek derdinin askerlerini almak olduğuna değindi. Heyetin 3 kişiden oluştuğunu söyleyen Aydın, onların "askerlerimizi teslim edin sonraki şeyleri konuşuruz" dediklerini belirtti. Suruç patlamasından sonra kendilerine gelmek isteyen muhacirlere sıkıntılar yaşattıklarını anlatan Aydın, devamında şunları söyledi: “Bizi sıkıştırmamalarını talep ettik. 'Kafile kafile muhacirler gelip, Türkiye’den İslam devletine katılıyorlardı. Artık eskisi gibi olmuyor. Herkesin gözü önünde bunları bırakamayız' dediler. 'Biz onları tutmak zorundayız. Dış güçler ve dünya bizi sıkıştırıyor, kapıları kapatın diye biz de sizi sıkıştırıyoruz' dediler. Ayrıca ‘siz bizim için uzun sürede bir çıkarsınız ama bazı şeyler bizi sıkıştırdığı için biz de size yükleniyoruz, başka çaresi yok' dediler.”

    BİRBİRİMİZE ZARAR VERMEDEN…

    Aydın, kendilerinin yanıtının ise şu olduğunu söyledi: “Biz de dedik ki sizinle savaşmıyoruz. Halep’ten İran’ın Diyala sınırına kadar herkesle savaşıyoruz, bir tek sizinle savaşmıyoruz dedik. İlk başta nasıl davrandıysak öyle devam edelim diye. Orada bir sonuca varmadık. Onlar da biz de gidip bunun üzerine çalışalım, bundan sonra geçişler için nasıl kolaylıklar olabilir. Nasıl bir birimize zarar vermeden yürütebiliriz üzerinden tekrar görüşecektik.”

    İLK TOPLANTI SIRASINDA ANKARA PATLAMASI OLDU

    İlk toplantıları sırasında Ankara patlamasının yaşandığını dile getiren Aydın, “Bizim ilk görüşmemiz sırasında Ankara’da bomba patladı. Kapıyı vurdular bizimle konuşan yetkili dışarı çıktı. Geri geldiğinde 'Kürtler ile solcuların mitinginde bomba patlamış. Siz mi yaptınız?' diye sordu. Bizim bir şeyden haberimiz yoktu. Ben yanımdaki arkadaşa döndüm. Biz içerdeyken bizimkiler böyle bir şey yapmış olabilir mi diye sordum. Dediler bizimkiler olabilir. Biz normalde bir gün öncesinde oturacaktık ama olmadı. Bizim yöneticiler de önce oturup, sonra bombayı patlatarak bir mesaj da vermek istiyorlardı. Onların toplantının ertelendiğinden haberi yoktu. Her bir birim bağımsız hareket ediyor. Askeri birim emir almış ki o gün bombayı patlatacak. Hatta hemen telefon açıp, gelip bizi almalarını istedik” ifadelerini kullandı.

    İKİNCİ TOPLANTI

    O gün bir şey olmadan döndüklerini belirten Aydın, ikinci toplantının 2-3 ay sonra aynı mekânda gerçekleştiği bilgisini verdi. Detaylarını bir bir anlatmaya devam eden Aydın, şunları aktardı: “Bizimkilerin yanına gidince biz içerdeyken niye böyle bir şey yaptınız dedik. Evet, biz yaptık dediler fakat tarihlerinde bir karışıklık oldu dediler. Bir sonraki görüşme için gidin Ankara patlamasını halifenin emri ile yaptık ama Suruç patlaması içtihattır; denildi. Onu halife emretmedi ve cemaatin bilgisi yok diye söylediler. Suruç’tan sonraki bütün patlamalar cemaatin izni ile yapılmıştır. Tabi ikinci görüşmede bunu da Erdoğan’a iletin dedik. Eğer İslam devletine gelen muhacirleri sıkmaya devam ederse biz de sizi vurmaya hazırız. Elimizde hedefler ve yapılacak işler de hazır. Eğer bu yeni politikanızda ısrar ederseniz Bağdat ve Şam’ı bırakıp, Konstantiniye’yi (İstanbul) almaya hazırız. Bu, Ebu Bekir Bağdadi’in mesajıydı. Bu ikinci görüşmede dile geldi. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Onlar da bize tehditkâr konuşmalar yaptılar. Bizim örgütün insanların kameralar önünde öldürme reklamı çoktur. Johun’un ABD, Japon, Ürdünlüleri kesmeleri ve öldürmeleri var. Biz de onu kastettik, ‘istiyorsanız Türk askeri böyle bir hale düşsün onları kestiğimiz gibi onları keseriz’ deyince ‘bizim her gün vatan evlatlarımız şehit oluyor. İki evladımız daha şehit olmuş ne olur. Bizim her gün binlerce kardeşimiz bu toprak ve vatan için şehit oluyor” yanıtını verdiler. İkinci toplantı biraz daha bu tarz karşılıklı restleşmelere sahne oldu.”

    CERABLUS’TAN ÇEKİLİN TALEBİ

    İkinci toplantının diğer bir tartışma konusunun Cerablus olduğunu dile getiren Aydın, bu konuda da farklı bilgilere yer verdi. Türk heyetinin kendilerinden bu bölgeden 33 kilometre geriye çekilmelerini istediğini aktaran Aydın, şunlara yer verdi: “Bizim örgüt bunu kabul etmedi. 33 kilometre ta Halep otobanına çekilme demekti. 'Ticaret olur, arabalar gider gelir ama bölgeyi bize bırakacaksınız' diyorlardı. Ebu Adnani, Ebu Furkan ve Bağdadi’nin damadı Ebu Usame El Iraki de bombalanınca bunlar da 10 gün içinde bombalandı. Örgüt ondan sonra Cerablus’tan çekildi. Örgütün anlaşmalı olarak çekildiği tek yer Cerablus’tu ama diğer yerlerde savaştı. Özellikle Bab’da onlarla savaştık. Bu bilgiyi de iki üç kişi biliyor bugüne kadar. ABD ve Rusya’nın planlar yaptığını ve ellerinde istihbaratlar olduğunu söyleyerek, ABD’nin Minbic’ten Rusya’nın da Halep’ten bastırarak, bölgeyi alacaklarını söylediler. Bölgeyi savunacağımızı söyledik. Til Ebyad’ta geri çekildik bu örgüte çok pahalıya mal oldu, buradan çekilmeyeceğiz dedik. Sonrasında Cerablus’tan çekilme hadisesi gelişti. Bizim üst yönetime ‘neden böyle yaptınız’ dedik. O zaman bırakın Kürtlerle karşı karşıya gelsinler, Kürtleri durdursunlar. Bırakalım Türkler Kürtlerle aramıza girsin. Onlar gelirse uçaklar da kesilir diye aktardılar.”

    PETROL MESELESİ

    Toplantıda petrol satışının da konuşulduğunu kaydeden Aydın, daha önce kaçak olarak Türkiye’ye verdikleri petrolü resmileştirmek istedikleri yönünde talep ilettiklerini ifade etti. Fakat bu konuda da tam bir anlaşma sağlamadıklarını, ayrıca o dönem Suriye rejimine resmi bir şekilde petrol sattıkları bilgisini paylaştı.

    ‘LİSTE VERMİŞTİK’

    Birinci toplantıda Türkiye’nin elinde bulunan 250 kişilik DAİŞ'li listesi verdiklerini belirten Aydın, bunların Türkiye’ye patlayıcılarla geçmiş ve aralarında muhacirlerin de olduğu DAİŞ'liler olduğunu söyledi. O listeden istedikleri kişilerin kendilerine verilmediğini dile getiren Aydın, onun yerine hiç alakası olmayan kişilerin kendilerine getirildiğini kaydetti.

    ASKERLERİN YAKILMASI

    İkinci toplantıda fark edildiği için üçüncü toplantıya gitmediğini ekleyen Aydın, şu ifadeleri kullandı: “Toplantıdan sonra baktım, 5 gün üst üste benim hakkımda haberler yapılıyor. Beni bu kadar yayınca ben üçüncü toplantıya gitmedim. O toplantıyı yapanlarla görüştüm, yine bir anlaşma olmamıştı. Anlaşma sağlanmayınca Bağdadi’nin şu sözü yayınlandı. 'Müslümanlar, Türkiye sizin savaş dairenize girmiştir. Onlar sizin için hedeftir'. Bu söylem aslında örgütün Türkiye siyasetini açık olarak değiştirdiği tarihtir. Ondan sonra askerlerin yakılma olayı gerçekleşti. Onların çekimini yapan reklam ekibindeki kişileri de tanıyordum. Önce yakılacaklarını bilmiyordum. Gelip bana sordular. Kim öldürsün dediler. Ben de bu arkadaşlar güvenilirdir, bunlar yapabilir dedim. O yakanlar için söyledim bunu. Yakan kişi olan Hasan Aydın da benim cemaatimin Adana grubundaydı. Türkiye’deyken biz beraber çalışıyorduk. Daha sonra Hecin’de öldürüldü.”

    Dêra Zor'da QSD'nin esir aldığı DAİŞ'in Türkiye Emiri İlyas Aydın’ın anlatımları devam edecek.

    MA / Nazım Daştan
  3. Hattab Amedi

    Hattab Amedi İyi Bilinen Üye Üye

    Gayet samimi görünüyor,esirden ziyade misafir muhabbeti gibi konuşuyor...
  4. Hattab Amedi

    Hattab Amedi İyi Bilinen Üye Üye

    Yanlız şu kadarını demeden edemiyeceğim.
    Bana çok dokundu. Bunca yaptıkları tahribattan sonra geldikleri şu durumdan sonra aklıma bunlara kanan o nice samimi insanlar gelince kalbim sıkışıyor.
    Ümidlere vurdukları darbeye girmek bile istemiyorum..
    Nereden nereye...
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş