1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Site iletişim adresimiz islamtrforumu(at)gmail.com dur. İstek, eleştiri, ban sorunları ve hak sorunları ile alakalı yazabilirsiniz. HAYIRLI RAMAZANLAR
    Duyuruyu Kapat

Makale Mustafa Kemal'den Vahdeddin'e: Amacımız Padişahı Ve Halifeliği Korumaktır

Konu, 'Makaleler' kısmında M.S tarafından paylaşıldı.

  1. M.S

    M.S Aktif Üye Üye

    "Paşa, 19 Ocak 1920’de kaleme aldığı mektubunda Kuvâ-yı Milliye’nin tek arzusunun İstanbul’da kalan padişahın kurtarılması ve halife sıfatıyla bütün İslam dünyasında hâkimiyet kurmasını sağlamak olduğunu söylüyor."

    Murat Bardakçı, yaklaşık 100 sene önce Mustafa Kemal'in Sultan Vahdeddin'e hitaben yazdığı bir mektubu köşesine taşıdı.

    Habertürk için kaleme aldığı yazıda Bardakçı, yazılan mektubun içeriğini okurlarıyla paylaştı.

    Bardakçı'nın yazısının ilgili bölümü şöyle:

    Paşa, 19 Ocak 1920’de kaleme aldığı mektubunda Kuvâ-yı Milliye’nin tek arzusunun İstanbul’da kalan padişahın kurtarılması ve halife sıfatıyla bütün İslam dünyasında hâkimiyet kurmasını sağlamak olduğunu söylüyor. Daha sonra, arkadaşı Rauf Bey’i yani “Hamidiye Kahramanı” ve Meclis hükümetinin ilk başbakanlarından olan Rauf Orbay ile eski valilerden Bekir Sami Bey’i hükümdara gelişmeleri anlatmaları İstanbul’a gönderdiğini yazıyor ve padişahtan heyeti kabul etmesi ricasında bulunuyor.

    Büyük Millet Meclisi, bu mektubun yazılmasından üç ay sonra açıldı. Anadolu, 23 Nisan 1920’de o güne kadar gerek Selçuklu, gerek Osmanlı devirlerinde hiçbir vesileyle bu derece tantanalısı yapılmamış dinî bir merasime sahne oldu…

    İşgale uğramamış bütün vilâyetlerde hatimler indirildi, Buharî-i Şerîfler okundu, dualar edildi ve asıl büyük merasim, Ankara’da yapıldı. Cuma namazı Hacı Bayram-ı Velî Camii’nde kılındı, namazdan sonra sakal-ı şerif ile sancak-ı şerif çıkartıldı, ilk meclis binası olarak kullanılacak olan İttihad ve Terakki Klübü’ne bu dinî sembollerle beraber yüründü, binaya girişten önce tekrar dualar edilip kurbanlar kesildi ve içeriye kurbanların kanları üzerinden sekilerek girildi.

    Mustafa Kemal Paşa, 19 Ocak 1920’de yazdığı mektubunda “Anadolu’daki çabalarımız padişahın özgürlüğünü ve hakimiyetini yeniden elde etmekten ibaret değildir, hükümdarı bütün cihanda hâkim kılmaya çalışıyoruz” diyor ve bu arzularının Sultan Vahideddin’e iletilmesini istiyordu.

    “Padişahı kurtarma” hedefi sonraki günlerde yaşananlar yüzünden “Padişahtan kurtulma” halini alacak ve Cumhuriyet’e uzanan yolu açacaktı…

    Mustafa Kemal Paşa’nın orijinali daha önce bende bulunan ve bir devlet müessesesine 50 sene boyunca açılmamak kaydıyla bağışladığım başka bazı belgelerle beraber hediye ettiğim bu mektubu, siyasî şartlar ile mecburiyetlerin zaman içerisinde nasıl değiştiğinin mükemmel bir örneğidir.

    Paşa, ağdalı bir üslûpla kaleme aldığı mektubunda günümüzün Türkçesi ile bakın neler diyor…

    “Padişah hazretlerinin yaveri Naci Beyefendi’ye:

    Muhterem Beyefendi,

    Varlığını korumak ve geleceğinin selâmetini sağlamak için maddî ve manevî bütün kuvvetlerini birleştirmek suretiyle Allah’a hamdolsun genel siyasî vaziyetimiz üzerinde şükredilmesi gereken iyi etkiler yaratmış ve özel anlaşmalarla defalarca getirilen taksim arzularını gerçekleşme zemîninden uzaklaştırmaya muvaffak olmuş bulunan Kuvâ-yı Milliye’nin asıl hedefi ile gayet kutsal gayesi, Osmanlı milletinin en büyük ve en muhterem gerçek temsilcisi olan heybetli padişah hazretlerini istiklâlinin ve hakimiyetinin üzerine gelebilecek her türlü etkiden ve kusurdan korumaktır.

    Temsil hey’etimiz, Türkiye’nin padişahı olan ve mukaddes İslâm’ın halifesi sıfatıyla bütün İslam âleminin vicdanî bağlılığını yüce makamında birleştiren efendimiz hazretlerinin değil yalnız Anadolu ve Rumeli’deki, sınırlarımız içerisinde bulunan vatanın her yerinde, hatta bütün İslâm dünyası üzerinde madden ve mânen hâkim ve söz sahibi olmasını bütün Asya’nın geleceği adına yegâne kurtuluş çaresi olarak düşünerek çalışmalarını geniş bir ‘ümmet’ siyasetine çevirmiş, doğrudan doğruya Hilâfet makamının korunmasını ve bağımsızlığını gaye kabul eylemiştir.

    Şahsen, zât-ı âlîlerinin vicdânını temsil heyetimizi meydana getiren şahıslardan herbirine ve özellikle de bu sarsılmaz kanaatimize şahit olarak gösteririm. Vaktiyle padişahımızın ayak toprağına bizzat kabul şerefine erdiğim zaman arzettiğim bu düşünce ve bağlılık, Anadolu’da ortaya çıkan ve bütün şerefi ile gücü padişahın namlı ismi ile münasebeti bulunan çalışmalarla kuvvetlenmiştir. Meslek ve kanaatimin değişmesinin sözkonu olmadığı esasen yüksek bilgileriniz dâhilindedir. Dolayısı ile bu hususu da padişahımızın ayağının toprağına tekrar arzedip ulaştırmanızı faydalı görüyorum.

    Anadolu’da büyük bir itimat ile arzettiğim kutsal gaye etrafında teşkilâtını düzenleyip yoğunlaştıran Kuvây-ı Milliye’nin artık tamamen ve bütün köyleri de içerisine alacak biçimde şekillendiğini, dolayısı ile padişahın dokunulmazlığı ve hâkimiyeti uğrunda canını fedâ etmeye istisnasız bütün milletin güçlü bir anlayışla hazırlanmış olduğunu arzedip müjdelerim. Başta vicdanlarındaki dinleri ve nihâyetsiz bir kölelik duygusu ve sadakatle hâkim padişahları olduğu halde milletin tamamının bugün gösterdiği birlik ve uyum, gelmesi yakın olan barışın şartları hakkında ümitler vermekte olduğu gibi, bilhassa gelecek için de büyük gelişmeler vaad etmektedir.

    Bir haftadan buyana toplantı hâlinde olan İstanbul’daki Meclis’te de aynı gaye ve emeller etrafında kuvvetli bir çoğunluk hâlinde dayanışma birliği ortaya çıkmıştır. Mütün millî teşkilâtların bu çoğunluğa kuvvetle bağlılığı, hilâfet makamının sahibi olan heybetli padişahımızın devletle ilgili düşüncelerini, tebâsının mevcudiyetini ve Allah tarafından korunmakta olan memleketinin bütünlüğünü her zamandan ziyade emniyet altında bulundurmaktadır.

    Millî teşkilâtımızın yüzyüze bulunduğu amaçlarla millî ve siyasî konulardaki genel durumumuza ve padişahın isteklerine bağlı olan temel düşüncelerimize dair ayrıntıyı ve açıklamaları padişahımınız ayağının toprağına yakından arzetmek üzere eski Denizcilik Bakanı Rauf Beyefendi ile padişahımızın valilerden Bekir Sami Beyefendi, İstanbul’a gittiler. Padişah tarafından kabul edilme şerefine nâil olmalarının sağlanmasını istirhâm ederim.

    Âcizleri, halife hazretlerinin gökyüzü seviyesindeki sarayının eşiğine bizzat yüz sürmek şerefinden mahrum kalmanın daha fazla devam etmeyeceği ümidi ve her zaman tekrarladığın sadakat ve bağlılık duygularımın sonsuz olduğunu padişahın huzuruna bir defa daha sunmayı başarma fikriyle bahtiyâr olarak çok yüksek tâzimlerimi takdime aracılık etmenizi rica eylerim efendim.

    Mustafa Kemal”
  2. Pangea

    Pangea İyi Bilinen Üye Üye

    padişahı halife olarak kullanıp tüm islam aleminin dibine kibrit suyu dökecekmiş demek ki. Allah korumuş.
  3. M.S

    M.S Aktif Üye Üye

    izahatı nasıl anladınız ? Mustafa kemalin umrunda değildi ki islam aleminin felahı veya yanması. islam alemi onun için bir kavram olup, bu kavramı da bir basamak olarak kullanmış (mektuplarında, cumhuriyetten önceki ve sonraki hayatında da görebiliyoruz)
  4. Pangea

    Pangea İyi Bilinen Üye Üye

    islamdan ve müslümanlardan bu kadar nefret etmese ülkeyi bu hale mi sokardı? nefret ettiği sadece türkiye müslümanları olabilir mi? hayır zaten osmanlı bir çok etnisite yaşıyor hem müslüman hem gayri müslüman. padişahı halife kimliğiyle kendine uymaya davet etmesinin sebebi yıkmak istediği islamın coğrafya olarak türkiyeyle kısıtlı olmamasındandır. zaten türkiyedeki hilafeti yıkmak için padişaha yalakalık yapmasına gerek yok onu öyle böyle yıkmış zaten. padişah işbirliği etse hilafet yoluyla kalan islam coğrafyasını da batı köpeği yapabilecekti. benim çıkarımım budur.
  5. M.S

    M.S Aktif Üye Üye

    Tarihe dikkat etmenizi rica ediyorum (1920), bu tarihte osmanlının eli ayağı çekilmiş durumdaydı zaten. M.Kemalin ekstra bir çaba sarf etmesine gerek yoktu birçok islam coğrafyası batının sömürüsüne kapılmıştı çoktan.

    Burada ki izahatı ben şöyle algılıyorum(daha önce okuduğum kitap ve makaleleri derleyerek tabi);
    M.Kemalin umurunda olan şey anadolu halkıydı ve anadolu halkını da anca ve anca din ile kandırabilirdi (ki bunu başardı da). yukarıda geçen hadiselere bakılınca ;
    bu makalede asıl gaye evet halifeyi kandırmaktı, ama bunu bütün islam alemi için değil sadece anadolu için yaptı(zaten o tarihte o topraklar kalmıştı)
  6. عبد الرحمن

    عبد الرحمن İyi Bilinen Üye Üye

    Acaba Kemalistler önderlerinin bu pragmatik, iki yüzlü tavrına ne diyor.
  7. Pangea

    Pangea İyi Bilinen Üye Üye

    cumhuriyetin ilaniyla halifeligin kaldirilmasi arasinda neredeyse süre yok anadolu toplumunu kandirmaya gerek kalmis miydiki? anadolu hariç islam coğrafyası sömürge olarak yönetilmelerine RAĞMEN islami kimliklerini çoğunlukla kaybetmiş değiller. eğer islam halifesi dinle devlet islerinin ayrilabilirliği veya demokrasinin helal olduğuyla alakalı bir fetva verseydi şuan apayrı bir dünya düzeninden bahsediyor olurduk ki bu da ataputu yöneten batı güçlerinin hedefi olabilir.
  8. عبد الرحمن

    عبد الرحمن İyi Bilinen Üye Üye

    Hilafetin kaldırılması İslam'a karşı bir hareket olarak gösterilmedi dışarıya. İnternette o kararın meclis konuşmaları mevcut yazılı haliyle. İslam ülkelerinde teşevvüş olacağı tartışılıyor. Fetvaya başvuruluyor. Hatta fetvanın reye sunulması teklifine itiraz geliyor. Neticede de hilafetin ilgası değil, cumhuriyete demci kararlaştırılıyor. 1924 yılında çıkan anayasada devletin dini İslam yazılı hala. Bu ibare 1928'de kaldırılıyor. Demek ki olan bu 4 sene içinde olmuş. İdamlar, şapka kanunu, harf devrimi.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş