İnsanların Azabından Korkup Allah'ın Azabına Kaçanlar - Allame İbn Kayyim el-Cevziyye

Ehlitakwa

Yeni Üye
Üye
Allahu Teala şöyle buyurur:


"İnsanlardan bazısı 'Biz Allah'a iman ettik' der, fakat Allah yolunda eziyet gördüğü zaman, insanların fitnesini (eziyet ve işkencelerini) Allah'ın azabı gibi sayar. Eğer Rabbinden bir yardım gelirse, andolsun ki: "Şüphesiz biz sizinle beraberdik" diyeceklerdir. Allah, alemlerin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?" (Ankebut: 29/10)






Allame İbn Kayyim el-Cevziyye (rh) bu ayetle ilgili olarak şöyle demiştir:



"Allah (c.c.) bunlara elçiler gönderdiğinde iki yol arasındadırlar:

Ya "iman ettik" derler yada demezler. Aksine günah ve küfürde devam eder dururlar. Allah (c.c.) kimin samimi olup kimin olmadığını, kimin doğru söyleyip, kimin yalancı olduğunu ortaya çıkarmak için iman ettiğini söyleyen kimseyi imtihan eder ve onu belli denemelerden geçirir. Kim de iman etmediğini söylerse, o haliyle Allah'ı (c.c.) aciz bırakacağını, Allah'ın (c.c.) onu görmeyeceğini veya böylece durumunu geçiştireceğini sanmasın. Kim rasullere iman edip, onlara itaat ederse, düşmanları buna karşılık düşmanca bir tavır takınırlar, kendisine eziyetlerde bulunurlar, onu incitecek sözlerle üzerler. Kim de rasullere iman etmez, onlara itaat etmez ise, hem bu dünyada hem de ahirette cezalandırılır ve kendisi için onu incitecek, üzecek şeyler varedilir. İşte bu elem ve acı, rasullere tabi olanların elem ve acısından çok daha büyük ve süreklidir. Mutlaka her bir nefsin elemi tatması gerekir. İster inanan olsun, ister iman etmekten kaçınan olsun, bir denemeden geçecektir. Ancak inanan için elem, işin başında, yani dünyada söz konusudur. Fakat sonunda akibet olarak hem dünya hem de ahirette güzel bir son olur. İmana sırt çeviren ve inanmayan kimse için, bu durum işin başında tatlı gözükebilir. Fakat sonunda ebedi ve sürekli elem gelir.


İnsanlar mutlaka toplum içinde yaşamak zorundadırlar. Bu toplumun da kendilerince bir takım iradeleri (kuralları) vardır. Kendileriyle birarada yaşayanlardan, kendi iradelerine uygun olanı, yani kendileriyle uyum sağlamalarını isterler. Eğer kişi, bu noktada istenenleri yerine getirmezse, ona eziyet ederler. Bu kişi halka uyarak, muvafakatta bulunsa bile, yine de bazen halktan bazen de başkalarından tepki ya da eza görebilir.


Örneğin, oldukça fasık, facir ve zalim bir toplum arasında yaşamakta olan dindar ve takva sahibi bir kimse düşünün. Bu kişi, onların facirliklerine ve zulümlerine ortak olup katılmadıkça, veya onların yaptıkları karşısında sessiz kalmadıkça onu aralarında barındırmazlar. Eğer onlara muvafakat eder veya sessiz kalırsa, işin başında onların kötülüklerinden kendisini kurtarmış olur. Daha sonra kendisi üzerinde öyle bir baskı yapar ve ezada bulunurlar ki, daha işin başında görmediğinin kat kat ağırını görmeye başlar. Eğer işin başında onlara karşı çıkabilseydi, bu kadar çok baskı görmeyebilirdi. Bu nedenle o, sessiz kalmanın cezasını çok daha ağır ödemek zorunda kalır. Şayet bunların şerrinden kurtulsa bile mutlaka bir başkasının pençesine düşer.


Bir müslümanın, kesinlikle müminlerin annesi Aişe'nin (r.a.), Muaiye'ye (r.a.) söylediği şu söze çok çok dikkat etmesi ve buna göre hareket etmesi gerekir:

"Kim halkın öfke ve kızgınlığına karşı Allah'ın rızasına sarılırsa, Allah, onu halkın mihnetinden (sıkıntısından) kurtarır (ona yeter). Kim de Allah'ın gazabına karşı halkı memnun etmeye çalışırsa, onlar o kimseyi hiçbir şekilde Allah'tan kurtaramazlar." (Hatibi'l-Bağdadi, 1541)



Allah'ın (c.c.) kendisine hidayet ettiği, rüşdünü ilham ettiği, nefsinin şerrinden koruduğu kimse haram işlemekten kaçınır ve bu noktada insanların düşmanlıklarına da sabır gösterir. Bundan sonra bu kimseyi hem dünyada hem de ahirette güzel ve iyi bir son bekler.Tıpkı rasullerin ve tabilerinin güzel sonları gibi.


Allah (c.c), daha sonra ileriyi göremeyen, basiretsiz bir imana sahip olan kimselerden haber veriyor. Böyle bir kimse Allah (c.c.) için bir eza ile karşı karşıya kalacak olursa, halkın fitnesiyle karşı karşıya kalır. Yani halk kendisine karşı onun hoşlanmayacağı ezaları işler. Bu öyle bir elemdir ki, kendilerine karşı gelen rasullere ve bunlara tabi olanlara kesinlikle ulaşır. Allah (c.c.) bunu, insanların davalarında sabit ve kararlı olmaları için, hak üzere sebatlarına bir örnek kılmıştır. Çünkü gerçek müminler imanları sebebiyle insanlardan değil, asıl Allah'tan (c.c.) gelebilecek azaptan kaçarlar. Müminler kamil manadaki basiretleri sebebiyle, Allah'ın (c.c.) verebileceği azaptan dolayı imana sığınırlar, böylece geçici olan ve hemen başlarına gelecek olan azabı yüklenmek, taşımak durumunda kalırlar. Fakat basiretleri zayıf olanlar, peygamberlerin ve onlara tabi olanların düşmanlarından kaçmaları gerekirken, bunu yapmayıp hemen peygamberlerin düşmanlarıyla uyum sağlarlar.


Böylece, insanlardan gelen ezanın eleminden Allah'tan (c.c.) gelecek olan azabın elemine kaçmış olurlar. Çünkü insanlardan gelen elemden kaçmak, Allah'ın (c.c.) azabının elemine düşmektir. Bunlar öyle bir aldanma içindedirler ki, bu adeta kızgın ateşi satın almaya yada kiralamaya kalkmaya benzer. Çünkü bunlar kendilerini bir anlık bir elemden, ebedi bir eleme sürüklüyor, Allah (c.c.) kendi ordusuna ve velilerine yardım edip onları muzaffer kılınca da şöyle diyorlar:
"Ben de sizinle birlikte idim." Halbuki Allah (c.c.) göğüslerinin içinde gizledikleri nifak ve münafıklığı çok iyi bilmektedir."
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
Admin
Örneğin, oldukça fasık, facir ve zalim bir toplum arasında yaşamakta olan dindar ve takva sahibi bir kimse düşünün. Bu kişi, onların facirliklerine ve zulümlerine ortak olup katılmadıkça, veya onların yaptıkları karşısında sessiz kalmadıkça onu aralarında barındırmazlar. Eğer onlara muvafakat eder veya sessiz kalırsa, işin başında onların kötülüklerinden kendisini kurtarmış olur. Daha sonra kendisi üzerinde öyle bir baskı yapar ve ezada bulunurlar ki, daha işin başında görmediğinin kat kat ağırını görmeye başlar. Eğer işin başında onlara karşı çıkabilseydi, bu kadar çok baskı görmeyebilirdi. Bu nedenle o, sessiz kalmanın cezasını çok daha ağır ödemek zorunda kalır. Şayet bunların şerrinden kurtulsa bile mutlaka bir başkasının pençesine düşer.
Çok doğru.
 
Üst Alt