İlmi Konu Bid'at ve Bid'atçiler Hakkında Ehl-i Sünnet Alimlerin İkazları!

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
SÜNNETE UYMAK ve DÎNDE BİD’AT ÇIKARMAKTAN YASAKLAMA KONUSUNDA
EHL-İ SÜNNET İMAMLARININ TAVSİYELERİ

Muâz b. Cebel:
"
Ey insanlar! İlim kaldırılmadan önce, ilim öğrenmeye bakınız. Şunu biliniz ki ilmin kaldırılması, ilim ehlinin gitmesidir. Bid’atlerden, bid’at çıkarmaktan ve aşırıya gitmekten sakınınız, siz eski halinize uymaya bakınız."
[İbn-i Vaddâh; "el-Bideu ven-Nehyu Anhâ"]


Huzeyfe b. Yemân:
"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbının ibâdet diye yapmadığı hiçbir ibâdeti siz de yapmayın. Çünkü önce gelen, sonra gelene söyleyecek söz bırakmamıştır. Ey âlimler topluluğu! Allah’tan korkun. Sizden öncekilerin izlediği yolu tutun."
[İbn-i Batta, "el-İbâne" adlı eserinde rivâyet etmiştir]

Abdullah b. Mes’ud:
"Sizden kim başkasının izinden gidecekse, ölenlerin sünnetine uysun. Onlar bu ummetin en hayırlısı, kalbleri en iyi, ilimleri en derin ve kendilerini en az külfete sokan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbıdır. Onlar, Allah Teâlâ'nın Peygamberine arkadaşlık yapmaları ve dînini taşımaları için seçtiği bir topluluktur. Siz de ahlâkınızı onların ahlâkına ve yolunuzu da onların yoluna benzetin. Çünkü onlar dosdoğru yol üzereydiler."
[Beğavî, "Şerhu's Sunne" adlı eserinde rivâyet etmiştir]

Yine şöyle der:

"(Sünnete) uyun, bid’at çıkarmayın. Sizin başka bir şeye ihtiyacınız yoktur (dîniniz tamamlanmıştır). Siz eski yola uymaya bakınız."
[Dârimî, süneninde rivâyet etmiştir.]

Abdullah b. Ömer:
"
İnsanlar öncekilerin izlerine uydukları sürece doğru yol üzere kalmaya devam edeceklerdir."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]

"İnsanlar onu güzel görseler dahi, her bid’at dalâlettir."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]


Büyük sahâbî Ebu'd- Derdâ:
"
Sen öncekilerin izini izlediğin sürece asla sapıtmazsın."
[İbn-i Batta, "el-İbâne" adlı eserinde rivâyet etmiştir]


Mu’minlerin emîri Ali b. Ebî Tâlib:
"
Eğer dîn görüşe göre olsaydı, mestlerin alt tarafının meshedilmesi, üst tarafının meshedilmesinden daha uygun olurdu. Ancak ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i mestlerin üstünü meshederken gördüm."
[İbn-i Ebî Şeybe, "el-Musannef" adlı eserinde rivâyet etmiştir.]

Abdullah b. Amr b. el-Âs:
"
Hiçbir bid’at çıkarılmasın ki o devam etmiş olmasın. Hiçbir sünnet ortadan kaldırılmasın ki onun ortadan kayboluşu devam etmiş olmasın."
[İbn-i Batta, "el-İbâne" adlı eserinde rivâyet etmiştir.]

Âbis b. Rabîa:
Ben, Ömer b. Hattâb’ı Hacer-i Esved’i öperken ve bu arada şunları söylerken gördüm:
"Ben, senin ne fayda, ne de zarar verebilen bir taş olduğunu çok iyi biliyorum. Eğer Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i seni öperken görmüş olmasaydım, ben de seni öpmezdim."
[Buharî ve Müslim]

Adâletli halife Ömer b. Abdulaziz:
"
O kavmin durduğu yerde sen de dur. Çünkü onlar bilerek durmuşlardır.Derin bir görüş ile uzak kalmışlardır. O durdukları noktayı açığa çıkarmakta onlar daha güçlü idiler. Eğer bu işte bir fazîlet olsaydı, onu yapmaya da daha layık idiler. Şâyet sizler 'onlardan sonra meydana geldi' diyecek olursanız, şubhesiz onların yoluna aykırı hareket eden ve sünnetinden yüz çevirenden başkası bu yeni şeyi ortaya çıkarmış değildir. Onlar şifâ için yeterli olacak kadarını söylediler, yetecek kadar söz söylediler. Onlardan öteye giden aşırıya gitmiş, onlardan geri kalan hata yapmış olur. Birtakım kimseler onlardan geriye kaldığından dolayı onlar uzak düştüler, kimisi de onları geride bıraktığından dolayı aşırıya gittiler. Onlar ise bu ikisi arasında hiç şubhesiz dosdoğru bir yol üzerinde idiler."
[İbn-i Kudâme; "Lum'atul-İ'tikâd el-Hâdî İlâ Sebîlir-Raşâd"]

İmam Evzaî:
"
İnsanlar seni reddetseler bile sen selef’in izinden gitmeye bak. Sözleriyle sana süslü gösterseler bile insanların görüşlerinden uzak dur. Çünkü böyle yapacak olursan, sen dosdoğru yol üzere olduğun halde mesele senin için açıklık kazanır."
[el-Hatîb; "Şerafu Ashâbil-Hadîs" adlı eserinde rivâyet etmiştir.]

Eyyûb Sıhtiyanî:
"
Bid’at sahibinin gayreti ne kadar artarsa, Allah’tan da o kadar uzaklaşır."
[İbn-i Vaddâh; "el-Bideu ven-Nehyu Anhâ"]


Hassân b. Atiyye:
"
Bir topluluk dînleri hakkında bir bid’at çıkardılar mı, mutlaka onun benzeri olan bir sünnet onların arasından çekilib alınır."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir]

Muhammed b.Sîrîn:
"
Şöyle diyorlardı: Kişi öncekilerin izi üzere yürümeye devam ettikçe, doğru yol üzerinde devam ediyor demektir."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir]

Sufyan-ı Sevrî:
"
Bid’at çıkarmak, İblis'e günah işlemekten daha sevimlidir. Çünkü kişi günahtan tevbe eder, bid’atten ise tevbe edilmez."
[Beğavî, "Şerhu's Sunne" adlı eserinde rivâyet etmiştir.]

Abdullah b. Mubârak:
"
Dayandığın şey, eser (öncekilerin izlediği yol) olsun. Sen, görüşlerden hadisi açıklayacak kadarını al."
[Beyhakî; "Sunenul-Kubrâ"da rivâyet etmiştir.]

İmam Şafîi:
"
Sünnete aykırı olarak hakkında konuştuğum ne kadar mesele varsa, ben ondan hayatımda da, ölümümden sonra da dönüyorum, vazgeçiyorum."
[El-Hatîb; "el-Fakîh vel-Mütefakkih" adlı eserinde rivâyet etmiştir]

Rabî’ b. Suleyman:

"Şafiî bir gün bir hadis rivâyet etti.
Bir adam ona: Ey Abdullah’ın babası sen de bu hadisi delil olarak alıyor musun? deyince, Şâfiî ona şöyle dedi:
"Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den sahih bir hadis rivâyet edib de onu delil olarak kabul etmezsem şâhid olunuz ki aklımı başımdan yitirmişim demektir."
[İbn-i Batta, "el-İbâne" adlı eserinde rivâyet etmiştir]

Nuh el-Câmî:
"
Ebu Hanife'ye -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedim: İnsanların ârâz ve cisimler hakkında söylediklerine ne dersin?
O şöyle dedi: "Bunlar felsefecilerin görüşleridir. Sen esere ve selefin izlediği yola uymaya bak. Sonradan çıkarılmış, her şeyden sakın. Çünkü o bir bid’attir."
[El-Hatîb; "el-Fakîh vel-Mutefakkih" adlı eserinde rivâyet etmiştir.]

İmam Mâlik b.Enes:
"Sünnet Nuh'un gemisidir. Ona binen kurtulur, ondan geri kalan suda boğulur."
[Suyûtî; "Miftâhu'l-Cenne Fi'l İ'tisâm Bi's-Sunne"]

Yine şöyle der:
"Şâyet kelâm bir ilim olsaydı, sahâbe ve tâbiîn, ahkâm hakkında konuştukları gibi, kelâm hakkında da konuşurlardı. Ancak o bir bâtıla delâlet eden bir bâtıldır."
[Beğavî, "Şerhus,Sünne" adlı eserinde rivâyet etmiştir.]

İbn-i Mâcişûn:
"Ben Mâlik’i şöyle derken işittim:
'
Her kim İslam’da güzel görüb bir bid’at çıkarırsa, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in risâleti edâ etmede ihânet ettiğini iddiâ etmiş olur. Çünkü Allah Teâlâ: 'Bugün sizin için dîninizi tamamladım' diye buyurmaktadır. Bu sebeble o gün dîn olmayan hiçbir şey bugün de dîn olamaz."
[İmam Şâtıbî; "el-İ'tisâm"]

Ehl-i sünnet imamı İmam Ahmed b. Hanbel :
"
Bize göre sünnetin esasları, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbının izlediği yola sımsıkı sarılmak, onları örnek almak ve bid’atleri terketmektir. Çünkü her bid’at bir sapıklıktır."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]

Hasan-ı Basrî:
"
Bir kimse eğer ilk selef’e yetişmiş olup da, sonra bugün diriltilmiş olsaydı, İslam’dan bildiği hiçbir şey göremezdi. Bu arada elini yanağına koyduktan sonra sözlerine şöyle devam etti:
Ancak şu namaz mustesnâ -Sonra şunları söyledi- :
Allah’a yemîn ederim, ancak şu tanınmadık hal içerisinde yaşayıb da o selef-i sâlih’e de yetişmemiş olan kimse bir bid’atçinin bid’atine dünyalık isteyen bir kimsenin dünyasına dâvet ettiğini görmekle birlikte, Allah bu işten o kişiyi koruyup da kalbinin o selef-i sâlih’e arzu duymasını sağlar, böylece o kimse onların yolunu sorub, izini takib etmeye, yolunu izlemeye koyulursa, hiç şüphe yok ki bunların (bid’at ve dünyalığın) yerine ona pek büyük bir ecir verilecektir. Allah’ın izniyle siz de böyle olun."
[İbn-i Vaddâh; "el-Bideu ven-Nehyu Anhâ"]

İlmiyle âmil Fudayl b. İyâd'ın:
"
Hidâyet yollarına uy.O yolu izleyenlerinin az oluşu sana zarar veremez. Dalâlet yollarından ise sakın. Helâk olanların çokluğuna da aldanma."
[İmam Şâtıbî; "el-İ'tisâm"]

Abdullah b. Ömer :
Kendisine bir mesele hakkında soru sorup da baban bu işi yasaklamıştı, diyen kimseye şöyle söylemişti:
"
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in emrine uyulması mı daha uygundur? Yoksa babamın emrine mi?"
[İbn-i Kayyim; "Zâdul-Meâd"]

Abdullah b. Ömer:
Adamın birisi aksırıb, "elhamdulillah ves-salâtu ve's selâmu alâ rasûlillah" dediğini duyunca, İbn-i Ömer ona şöyle demişti:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize böyle öğretmedi. Aksine : Sizden biriniz aksırdığında elhamdulillah desin, diye buyurdu. Rasûlullah’a salât ve selâm getirsin, demedi."
[Tirmizî süneninde hasen bir senedle rivâyet etmiştir.]

İbn-i Abbas :
Ebu Bekir ve Ömer'in sözleri ile sünnete karşı çıkana şöyle demiştir:
"
Bu gidişle fazla geçmeden gökten üzerinize taş yağacaktır. Ben sizlere Rasûlullah -sallahu aleyhi ve sellem- buyurdu diyorum, siz bana Ebu Bekir ve Ömer şöyle şöyle dedi, diyorsunuz."
[Abdurrezzâk; "el-Musannef" adlı eserinde sahih bir senedle rivâyet etmiştir]

sünneti nitelendirdiği bu sözleri ne kadar doğrudur:
"Sünnet ehlinden bir kimseye bakmak, sünnete dâvet eder ve bid’ati yasaklar."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]

Sufyan-ı Sevrî:
"
Doğuda bir adamın sünnete bağlı olduğuna dâir sana bir haber ulaşırsa, sen de ona selâm gönder. Çünkü sünnet ehli (sünnete bağlı) kimseler azalmıştır."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]

Eyyûb Sıhtiyanî:
"
Bana sünnet ehlinden birisinin öldüğü haber verildiğinde sanki organlarımdan birisini kaybetmiş gibi oluyorum."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]

Câfer b. Muhammed:
"
Ben Kuteybe’yi -Allah ona rahmet etsin- şöyle derken işittim:
'Bir adamın Yahya b. Saîd, Abdurrahman b. Mehdî, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhaveyh -ve daha başka kimseleri de zikrederek- gibi hadis ehli olan kimseleri sevdiğini görürsen, şüphesiz ki o kişi sünnete uyan bir kimsedir. Bunlara muhalefet eden kimse de bil ki o bid’atçi birisidir."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir]

İbrahim Nehaî:
"
Eğer Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbı bir tırnağın üzerini meshetmiş olsalardı, ben de onlara uymanın fazîletini elde etmek için onu yıkamazdım"
[Ebû Dâvûd, süneninde rivâyet etmiştir]

Abdullah b. Mubârak:
"
Ey kardeşim, şunu bil ki bugün ölmek; sünnet üzere Allah’ın huzuruna çıkacak her müslüman için bir lutuf ve ikramdır. Elbette biz Allah’a âitiz ve O’na döneceğiz. Yalnızlığımızdan, kardeşlerin gidip bizi bırakmasından, yardımcıların azlığından, bid’atlerin ortaya çıkmasından ötürü Allah’a şikayet ederiz. İlim adamlarının,sünnet ehlinin gitmesi, bid’atlerin ortaya çıkması gibi, bu ummetin başına gelen büyük musibetlerden dolayı da şikâyetimiz Allah’adır."
[İbn-i Vaddâh; "el-Bideu ven-Nehyu Anhâ"]

Fudayl b. İyâd:
"
Şubhesiz Allah’ın kendileri vasıtası ile ülkelere hayat verdiği kulları vardır ki onlar sünnet ashâbı kimselerdir."
[El-Lâlekâî; "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi"nde rivâyet etmiştir.]

İmam Şafiî :
Ehl-i sünneti nitelendirdiği şu sözleri ne kadar doğrudur:
"
Ben, hadis ashâbından bir adamı gördüğüm zaman sanki Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından birisini görmüş gibi oluyorum."
[el-Hatîb; "Şerafu Ashâbil-Hadîs" adlı eserinde rivâyet etmiştir]

İmam Mâlik :
Sözünü ettiğimiz bütün imamların sözlerini özetleyen büyük bir kâideyi şu sözleriyle ortaya koymaktadır:
"Bu ümmetin başı ne ile düzelmişse, sonu da ancak onunla düzelir. O gün dîn olmayan hiçbir şey bugün de dîn olamaz."
[Kadı İyâd;" eş-Şifâ". Cilt: 2, sayfa: 88]

Bunlar Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat olan selef-i sâlih’in önderlerinden bazılarının söyledikleri sözlerdir. Onlar insanlara en iyi nasihat eden, insanlar arasında ümmetinin iyiliğini en çok isteyen, onların ne ile düzeleceklerini ve ne ile hidâyet bulacaklarını en iyi bilenlerdi.
Onlar, Allah Teâlâ'nın kitabı ve Rasûlünün sünnetine sımsıkı sarılmayı tavsiye etmekte, sonradan ortaya çıkmış işlerden ve bid’atlerden sakındırmakta, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onlara haber verdiği şekilde kurtuluş yolununun Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetine ve onun yoluna sımsıkı sarılmak olduğunu bildirmektedirler

 

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
BİD’AT EHLİNE KARŞI, EHL-İ SÜNNET’İN TUTUMU


Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat olan selef-i sâlihin akîdesinin esaslarından birisi de, dinden olmayan şeyleri ortaya çıkarıp dîne yerleştiren hevâ ve bid’at ehline buğzeder, onları sevmez, onlarla arkadaşlık etmez, sözlerini dinlemez, onlarla oturub kalkmaz, din hususunda onlarla tartışmaz ve onlarla munâzaraya girişmezler. Kulaklarını onların bâtıl sözlerine karşı korumayı, onların hal ve kötülüklerini açıklamayı, ummeti onlardan sakındırıp, insanların onlardan uzak kalmalarını sağlamayı da gerekli görürler.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:


مَا مِنْ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ فِي أُمَّةٍ قَبْلِي إِلاَّ كَانَ لَهُ مِنْ أُمَّتِهِ حَوَارِيُّونَ وَأَصْحَابٌ، يَأْخُذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بِأَمْرِهِ، ثُمَّ إِنَّهَا تَخْلُفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خُلُوفٌ، يَقُولُونَ مَا لاَ يَفْعَلُونَ، وَيَفْعَلُونَ مَا لاَ يُؤْمَرُونَ، فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِيَدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِلِسَانِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلَيْسَ وَرَاءَ ذَلِكَ مِنْ الْإِيمَانِ حَبَّةُ خَرْدَلٍ
[ رواه مسلم ]


"Benden önceki ummetler arasında Allah’ın gönderdiği ne kadar peygamber varsa, mutlaka onun ummeti arasından sünnetini alan, emrine uyan birtakım havârilerle ashâbı olmuştur. Onlardan sonra birtakım kimseler gelir, yapmadıkları şeyi söyler, emrolunmadıkları işleri yaparlar. Bunlara karşı eliyle cihad eden kimse mu’mindir, diliyle cihad eden mu’mindir, kalbiyle cihad eden mu’mindir. Bunun ötesinde ise îmândan hardal tanesi kadar dahi bir şey yoktur."
[Muslim]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda yine şöyle buyurmaktadır:

سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي أُنَاسٌ يُحَدِّثُونَكُمْ مَا لَمْ تَسْمَعُوا أَنْتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ، فَإِيَّاكُمْ وَإِيَّاهُمْ
[ رواه مسلم ]


"Ummetimin son zamanlarında ne sizin, ne babalarınızın duydukları şeyleri size söyleyecek kimseler olacaktır. Onlardan sakının, onlardan sakınınız."
[Muslim]


Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in bid’at tarifi:


Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den sonra ortaya çıkartılmış hevâlarla dîn kemâle erdikten sonra dîn diye uydurulan şeylerdir. Kur'an ve sünnetten yapılmasına dâir dînî bir delil bulunmayan her iş, bid'attir.

Bid'at, aynı zamanda ibâdet etmek ve Allah’a yakınlaşmak amacıyla şeriate benzer, dîn diye ortaya konulan her yoldur. Bundan dolayı bid’at sünnetin karşıtıdır. Bu sebeble bid'at, sünnetin karşıtıdır. Ancak sünnet, hidâyet, bid’at ise, dalâlettir.


Ehl-i Sünnet vel-Cemaat'e göre bid’at, tevhidin kemâline aykırı olub şirke götüren yollardan birisidir. Bid’at, Allah’ın meşrû kılmadığı bir şekilde Allah’a ibâdet etmek maksadını güder. Bir maksada ulaşmak için ortaya atılan yollar da o maksadın hükmünü taşırlar. Allah’a ibâdet hususunda şirke götüren her yolun kapatılması ve dînde ortaya çıkan her bid’atin önünün tıkanması gerekir. Zirâ dîn kemâle erdirilmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا
[سورة المائدة الآية :
3]
"Bugün size dîninizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki ni'metimi tamamladım ve din olarak size İslâm’ı beğenib seçtim." [Mâide:3]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

مَنْ أَحْدَثَ فيِ أَمْرِناَ هَذاَ ماَ لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ
[رواه البخاري ومسلم]

"Her kim, bu işimizde (dînimizde) olmayan bir şeyi ona ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey kendisine iâde olunur."
[Buhârî ve Muslim]

Başka bir hadiste ise şöyle buyurmaktadır:

مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْـهِ أَمْرُنـاَ فَهُوَ رَدٌّ
[ رواه مسلم ]

"Her kim, bu işimizden (dînimizden) olmayan bir şey yaparsa, o yaptığı şey kendisine iâde olunur."
[Muslim]


فَإِنَّ خَيْرَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللَّهِ، وَخَيْرَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ، وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ
[ رواه مسلم ]

"Şubhesiz sözün en hayırlısı, Allah’ın kitabı, yolun en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır, her bid’at bir sapıklıktır."
[Muslim]

( Dinde ortaya çıkmış ilk bid’at,namaz ile zekât arasında ayırım gözetmek ve zekâtın ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ödeneceğini iddiâ etmek olmuştur Ebu Bekir Sıddîk -Allah ondan râdı olsun- onlara karşı çıkmış, onlarla savaşmış ve güçlenme imkanı bulamadan onların sonlarını getirmiştir. Şâyet onları halleri üzere bırakmış olsaydı, onların bu iddiâları günümüze kadar dîn oluverecekti. Ömer -Allah ondan râdı olsun- döneminde ise küçük bazı bid’atler ortaya çıkmış, o da bunların sonlarının gelmesini sağlamıştı. Osman -Allah ondan râdı olsun- döneminde büyük fitnenin başlangıcı meydana gelmişti. Bu ise hak olan imama kılıç ile karşı çıkmak bid’ati idi. Onların bu bid’atleri onu öldürmekle son bulmuştur. Bu ise günümüze kadar devam eden Hâricîlerin fitnesinin başlangıcını teşkil ediyordu. Daha sonra bid’atler arka arkaya gelmiş, Kaderiye, Murcie, Rafıziler, zındıklık, bâtınî fırkaları, Cehmiye, isim ve sıfatları inkâr edenler... ve daha başka bid’atler ortaya çıkmıştır.)

Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat’in görüşüne göre bid’atler aynı mertebede değildir. Aksine bid’atler farklıdır. Kimisi dînden çıkarır, kimisi büyük günahlar seviyesindedir. Kimisi de küçük günahlardan sayılır. Ancak hepsinin ortak vasfı, dalâlet olmasıdır.
Onlara göre kullî bid’at, cûz’î bid’at gibi değildir. Birkaç bid’atten meydana gelen karmaşık bid’at, basit bid’at gibi değildir. Gerçek bid’at izâfi (göreceli) bid’at gibi değildir. Hem zatı itibariyle bir değildir, hem hükmü itibariyle. Aynı şekilde bid’atlerin kimisi küfür, kimisi fâsıklık olduğu, hükümleri arasında farklılık bulunduğu gibi, bid’atleri işleyen kimsenin hükmü de farklıdır. İşte bundan dolayı Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat, bid’at ehli olan kimseler hakkında tek bir hüküm vermezler. Aksine kişiden kişiye, bid’atine göre hüküm farklılık arzeder. Cahil ve te’vilci bir kimse, neye dâvet ettiğini bilen bir kimse gibi değildir.

İçtihad edebilen âlim birisi, bid’atine dâvet eden ve hevâsına uyan bir âlim gibi değildir. Yine bundan dolayı bid’atini açıktan açığa işleyen kimseye veya o bid’ate dâvet edib propagandasını yapan kimseye muamele ettikleri gibi, bid’atini gizleyen kimseye davranmazlar. Çünkü bid’atinin propagandasını yaparak ona çağıran kimsenin zararı başkasına da erişir. Böyle birisinin alıkonulması, açıktan yaptığının reddedilmesi gerekir. Bunun bu halini söz konusu etmek gıybet olmaz.

Ayrıca bu işten vazgeçmesini sağlayacak şekilde cezalandırılması gerekir. Bid’atinden vazgeçinceye kadar onun için bu onun bir cezâdır. Çünkü bu kimse munker şeyleri açıkça işlediğinden dolayı cezalandırılmayı haketmiştir.

Bu sebeple ehl-i sünnet herkese karşı farklı bir tutum takınırlar. Genel olarak bid’at ehline ve onları taklid edenlere acırlar, onlara hidâyet bulmaları için duâ ederler. Sünnete bağlanıb hidâyete uymalarını ümit ederler. Tevbe edinceye kadar da bu hususta onlara açıklamalarda bulunur. Onlar hakkında zâhire göre hüküm verirler. Kalblerinde olanları ise -eğer bid’atleri küfre götürmeyecek türden ise- Allah Teâlâ'ya havâle ederler.



Bid’at Ehlinin Alâmetleri:



Bid’at ehlinin üzerinde görülen ve onunla tanındıkları birtakım alâmetleri vardır. Nitekim Allah Teâlâ, onlardan sakındırmak ve izledikleri yolu izlemekten uzak tutmak için onları kitabında ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetinde bize haber vermiştir.Onların alâmetlerinden bazıları şunlardır:

Şeriatın maksadını bilmemek, ayrılık, dağınıklık, cemaatten uzak durmak, tartışmak, düşmanlık etmek, hevâya uymak, aklı nakle tercih etmek, sünneti bilmemek, muteşâbihlere dalmak, sünnetin Kur’ân ile çakıştığını ileri sürmek, şahısları yüceltmede aşırıya gitmek, ibâdette aşırı gitmek, kâfirlere benzemeye çalışmak, ehl-i sünnet’e lakablar uydurmak, hadis ehline buğzetmek, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in haberlerini taşıyanlara düşmanlık edib onları hafife almak, kendilerine muhâlefet edenleri, delilsiz olarak kâfir saymak, hak ehline karşı yönetici ve devlet başkanlarından yardım istemektir.

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’e göre bid’at esasları dörttür:


Râfızîlik, Hâricîlik, Kaderîye ve Murcie’dir. Sonra da bu fırkaların her birinden birçok fırkalar doğmuş ve nihayet Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in haber verdiği gibi yetmiş iki fırkayı bulmuşlardır.

Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat’in bu hevâ ve bid’at ehline karşı koyma konusunda oldukça güzel gayretleri olmuş ve onlara karşı dâima tetikte beklemişlerdir. Bid’at ehli hakkında söyledikleri sözleri pek çoktur. Hepsini kaydetmek maksadıyla değil de örnek olmak üzere bu sözlerin bir bölümünü zikredelim:


İmam Ahmed b. Sinan el-Kattân der ki:

"Dünyada ne kadar bid’atçi varsa, mutlaka hadis ehline buğzeder. Çünkü adam bid’at ortaya koydu mu kalbinden hadisin lezzeti sökülüb, alınır."
[İmam Nevevî: "et-Tezkira".]


İmam Ebu Hâtim el-Hanzalî er-Razî der ki:

"Bid’at ehlinin alâmeti, hadis âlimlerine dil uzatmaktır. Zındıkların alâmeti ise hadis âlimlerini Haşeviye diye adlandırmalarıdır. Onlar böylelikle hadisleri ortadan kaldırmak isterler.

Cehmiye’nin alâmeti ehl-i sünneti, muşebbihe diye adlandırmalarıdır. Kaderiye’nin alâmeti,ehl-i sünneti Cebriyeciler diye adlandırmalarıdır. Mürcie’nin alâmeti, ehl-i sünneti muhalifler ve noksancılar diye adlandırmalarıdır. Râfızîlerin alâmeti, ehl-i sünnete Nevâsıb diye adlandırmalarıdır. Ehl-i sünnete ise ancak bir isim uygun düşebilir. Bütün bu isimlerin onlar hakkında kullanılmalarına imkân yoktur."
[Râzî; "Sünnet ve Dînin İtikâdı" kitabı.]


İmam Ahmed b. Hanbel’e , Mekke’de İbn-i Kuteyle’ye hadis ehli hakkında söz edilince, onun: Hadis ehli, kötü bir topluluktur dediği söylenince, Ahmed b. Hanbel elbisesini silkeleyerek kalkarken şöyle dedi: "O zındıktır, o zındıktır, o zındıktır" sözlerini eve girinceye kadar tekrarlayıb durdu. [İmam Ebu Muhammed Hasan b. Halef el-Berbehârî; "Şerhus-Sünne]

Allah Teâlâ hadis ve sünnet ehlini kendilerine nisbet edilen bütün bu kusurlardan korumuştur. Onlar ancak sünnet-i seniyye ehlidirler. Onların yaşayışları beğenilen bir yaşayış, yolları düzgündür, onlar güçlü ve tartışılmaz delillerin sahibleridir. Allah Teâlâ onları kitabına uymak, peygamberinin sünnetine bağlanmak, onu ve din önderlerinin ilimleriyle amel eden ummetin âlimlerini sevmekte onların gönüllerini açmaya muvaffak kılmıştır. Kim bir topluluğu severse, o da onlardandır.

Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
"
Kişi (kıyâmet günü) sevdiği ile beraberdir." [Buhârî]

Buna göre her kim, Rasûlullah (s.a.v.)’i ve onun ashâbını, hidâyet önderleri, şeriat âlimleri, hadis ve eser ehli olub faziletleri belirtilen ilk üç nesilden gelen tâbiîn ve etbâu't tâbiîn ile daha sonra günümüze kadar onlara uyanları severse, bilsin ki o sünnet sahibidir.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt