... Allah'dan Korkun ve Aralarınızdaki Dargınlıkları Düzeltin...(Enfal _1)

ummuyusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Dargınların Arasını Düzeltmek


Ebu'd-Derdâ, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den riva*yet ettiğine göre, Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

«— Size namazdan, oruçtan ve sadakadan daha faziletli bir dereceyi haber vereyim mi?»

Ashab:

— Evet, dediler. Peygamber buyurdu ki:

«— Dargınların arasını düzeltmektir. İnsanların arasını bozmak ise, o kökü kazıtandır.»
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred)



Müslümanlar arasında sevgi ve muhabbet duygularını geliştirmek ve onları birbirine yaklaştırmak, aralarında ünsiyet teşkil etmek, dargın olan*ların dargınlıklarını gidererek aralarını bulmak ve birbirlerine bağlamak, hadîs-i şerifte buyurulduğu gibi, namaz, oruç ve sadaka ibadetlerinden daha faziletlidir. Bazı âlimler, nafile ibadetlerden daha faziletlidir yolunda açıklama yapmışlarsa da, mutlak manâya hamledilmesi de mümkün görül*müştür.
Çünkü birçok dargınlıklar ve kinler, insanları kan dökmeye ve iç savaşlara götürmüştür. Bu fesad ve bozuk ahvale enge! olacak düzeltmeler ve barıştırmalar şüphesiz ki, çok büyük fazilet taşırlar Bir işin vukuu ha*linde meydana gelecek felâketlerin zararı ne kadar büyük ise, bu gibi fe*lâketleri önlemenin de sevabı ve fazileti o nispette büyük olur. Bu bakım*dan cemiyetin ve İslâm'ın kıyam ve idamesi için birlik ve sevgi, ferdler arasında şarttır.
Bu uğurda gayret sarfetmenin faziletini her Müslüman idrak etmelidir. Bu da ancak İslâm'ı öğrenmek ve Peygamberimizin ahlâkını tanımakla mümkün olur. Sırf kendini düşünüp bir kenarda namaz, oruç ve sadaka ile uğraşanın kazanacağı sevaptan çok, insanlar arasında sevgi ve muhabbet bağlarını kuran ve dargınları barıştıran sevap alır. Bunu yaparken de diğer farz ibadetlerini terk etmiş olmaması şarttır.
 

ummuyusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
İbni Abbas'dan rivayet edildiğine göre :
«— Allah'dan korkun ve aralarınızdaki dargınlıkları düzeltin.» (En-fal Sûresinin birinci âyetinin) tefsirinde şöyle demiştir:

«— Bu âyet-i kerîme, müminler Allah'dan korksun (emirlerine bağ*lanıp yasaklarından sakınsın) ve aralarındaki dargınlıkları düzeltsin diye Allah'dan müminlere karşı bir tazyiktir, müminler için başka kurtuluş çaresi olmadığını bir beyandır.»

İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred)
 

ummuyusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Âişe'nin (r.a) anadan kardeşinin oğlu olan Avf ibni'l-Ha-ris'den rivayet ediliyor:

— Âİşe (Radiyailahü ar.ha) 'ya haber verildi ki, Abdullah ibni Zübeyr. Âişe'nin bir satışına — yahut bir bağışına — «Allah'a yemin ede*rim ya Âişe bundan vazgeçer yahut onun tasarrufuna engel olurum.» dedi, Âişe :

« Bu sözü o mu söyledi?» dedi. Ashab: «— Evet!» dediler. Âişe (r.a) dedi ki:

«—Onun bu hareketinden dolayı Allah için büyük adak olsun; ebe-diyyen İbni Zübeyir'le kelime konuşmayacağım.»
Âişe'nin İbni Zübeyr'e dargınlığı uzayınca, îbni Zübeyr (dargınlığı gidermek için) Muhacirlerle (Medine'ye hicret etmiş olan ashabla) şefaat diledi.
Âişe:
«— Vallahi bunun hakkında asla kimseyi şefaatçi kabul etmem ve ebedî şekilde adamış olduğum adağımı da bozmam.» dedi.

Bu olay îbni Zübeyr üzerine uzayıp devam edince, îbni Zü*beyr, ( Âişe'nin ana tarafından akrabaları olan) Benî Zühre ka*bilesinde Misver ibni Mahreme ve Abdurrahman ibni'l-Esved ibni Yeğu ile konuşup, bu ikisine şöyle dedi:

«— Allah aşkına! Muhakkak Âişe'nin evine gireceksiniz; çün*kü onun bana dargınlığına adağı, kendisine helâl olmaz.» Bunun üzerine Misver ve Abdurrahman, hırkalarını İbni Zübeyr'e sararak İbni Zübeyr'le ( Âişe'nin evine doğru) yöneldiler. Nihayet Âişe'den izin isteyip şöyle dediler:

«— Selâm üzerine olsun; Allah'ın rahmeti ve bereketleri de... Girelim mi?» Âişe (r.a)

«— Giriniz!» dedi. Onlar dediler ki:

«— Hepimiz mi girelim, ey müminlerin annesi?» Âişe: (Ne güzel bir plan)

«— Evet, hepiniz giriniz!» dedi. Âişe, beraberlerinde İbni Zübeyr'in bulunduğunu bilmiyordu. İçeri girdiklerinde, İbni Zübeyr hareme girip (teyzesi) Âişe'yi kucakladı ve ağlayarak ondan Allah aşkına barış dilemeğe koyuldu. Misver ile Abdurrahman da Âişe'den Allah aşkına îbni Zübeyr ile konuşmasını ve itirazını kabul etmesini dilemeye başladılar. Bunlar şöyle diyorlardı:

«— Gerçekten sen biliyorsun, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dargınlıktan neyi yasakladığını ve bir müslümana, üç günden ziyade kar*deşine dargın kalmasının helâl olmadığını...»

Ravi şöyle demiştir :
«— Misver ile Abdurrahman vakta ki, küs durmayı çok yapıp işin günah olduğu üzerinde durdular, Hazreti Âişe, onlara adağını hatırlatmaya baş*ladı ve ağlayarak şöyle diyordu:

«— Ben adak yaptım; adak ağırdır.» Onlar Hazreti Âişe'ye İsrara devam edince, İbni Zübeyr ile konuştu; sonra adağından ötürü kırk köle azad etti. Kırk köleyi azad ettikten sonra, geçmiş olayı hatırlar ve ağlardı, o kadar ki, göz yaşları baş örtüsünü ıslatırdı.»
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),


Âişe ile Abdullah İbni Zübeyr arasında geçen hâdisenin ebedî bir dargınlığa götürecek kadar büyümesi şu sebep*le izah edilebilir:

Abdullah İbni Zübeyr, Âişe'nin yeğenidir. Yani, kız kardeşi Esmâ'nın oğlu ve Ebu Bekir'in torunudur. A i ş e 'nin, Peygamber'den ve babası Ebu Bekir 'den sonra en çok sev*diği kimse yeğeni Abdullah Ibni Zübeyr İdi. Bu kadar sevilen bir kimseden edebe aykırı düşecek bir hareket beklenemezdi. Âişe nin cömertliği 280 sayılı hadîsle beyan edildiği gibi, ele geçirdiği şeyleri biriktirip ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktan ibaretti, öyle ki kendisine bir şey ayırmadığı olurdu. İşte böyle aşırı derecede bağışta bulunan teyzesinin hareketini Abdullah İbni Zübeyr kendince uygun bulmadığından ona yakışacak sözde bulunmamış ve ağır konuşmuş : «Ya bu bağıştan vaz*geçer, yoksa onun tasarrufuna engel olurum.» diye söz sarf etmişti.

Bir rivayette de, Âişe, kendine ait olan bir yeri satmıştı, . Abdullah buna razı olmayıp, bu sözü kullanmıştı. İşte Abdullah'ın bu sözünü duyan Âişe (r.a) haklı olarak hiddetlenmiş ve tam bu hiddeti üzerine büyük bir adakta bulunmuş. Hadîs-i şerifin başında adağın cinsi açıklanmamakla beraber, sonunda kırk köle azad etmesiyle keffaret öde*diği bu adağın önemini göstermektedir.

Abdullah ibni Zübeyr'in haksız davranışından dolayı onu te'dib için Âişe büyük yeminde bulunmuştu. Üç günden ziyade bir Müslümanın din kardeşine dargın kalmasının helâl olmadığını Âişe biliyordu. Sonunda şefaatçilerin ısrarları üzerine yeğeni ile konuşmuş ve hemen arkasından, yeminini bozduğundan keffaret olarak kırk köle azad etmişti. Buna rağmen yeminin ağırlığını hatırladıkça ağlar, Allah Tealâ'dan merhamet dilerdi.

Hayırlı bir işi engelleyen yeminleri bozmak, yerine göre vacib, müstahab ve mubah olur. Anlaşılıyor kî, Âişe'yi yeminini bozmaktan kaçındıran husus, adağının ağır oluşu idi.

Bir taraftan barış için devamlı ısrar, diğer taraftan adak ve yemine sadakat, her ikisinin samimî ve yüksek hislere sahip bulunuşlarının ifadesi*dir. Allah her ikisinden razı olsun. (Amin)

İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),


 

FatmaNeşe

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Keske kizim bu satirlari okuyupta anlayabilseydi......Hanimefendi dr. dipl. bioloji ünvanli , ama Islam ünvaninla hareket etmesini bir türlü ögrenemedi. Aramiz acik, ne siz sorun ne ben söyliyeyim.....Allah Celle Celaluhu geride kalan yavrularimin kalbine Iman, zihinlerine aciklik versin...Dualarimdadirlar.
 

ummuyusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Müslümanın Dargınlığı



Enes îbni Malik'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah şöyle buyurdu:

— Birbirinize karşı kin doğuracak hareketlerde bulunmayın, birbirinize hased etmeyin, birbirinize darılıp arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümana, üç günden ziyade kardeşiyle küs kalması helâl olmaz.
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),


Bu hadîs-i şerifte şu beş hususa işaret edilmekte ve hükümlerin yerine getirilmesi istenmektedir:

1— Sevmek ve sevmeyip kin beslemek insanlarda yaratılmış tabiî hasletlerdir. Bunları doğuran sebepler vardır. İnsanlar arasında sevgi ve bağlılık esas olduğuna göre, bu sevgiyi bozacak her türlü hareketten sakınmak gerekir. Müslümanlar birbirlerine kin beslememeleri için, daha önceden kin ve düşmanlığı, hiddet ve kırgınlığı meydana getirebilecek olan söz ve hareketlerden kaçınmaları icab eder. Bunun için Müslümanlar kendi aralarında edeble, ölçü ve hesapla hareket etmelidirler. Birbirini kırıcı davranışlardan kaçınmalıdırlar. Bunlar gözetildiği takdirde, karşılıklı sevgi meydana gelir ve kinleşmek ortadan kalkar.

2— Hased, bîr kimsenin başkasında bulunan nimetin yok olmasını arzu etmesine denir. Bİr adamın haklı olarak elinde bulundurduğu nimetin ortadan kalkmasını dilemekten ibaret kötü bir huy olan bu hasedden Müslümanlar yasaklanmışlardır. Çünkü Müslüman, kendisine lâyık gördüğü bir şeyi Müslüman kardeşine de lâyık görür. Kendine hoş görmediğini de başkasına hoş görmez.

Hased, ister niyet olarak taşınsın ve ister hasedin gayesine ulaşmak için çalışılsın, her iki halde de günah ise de, hased uğrunda çalışmak daha zararlı ve günah bir iş olur. Ancak bir kimsenin niyyetinden hased geçer de, o adamın takvası kendini bu kötü halden alıkorsa, bu günah olmaz. Fakat acziyetinden dolayı hased uğruna çalışamıyor da hased niyetini taşıyorsa, bu yine günahtır.

3— Birbirine arka çevirmek, yardımlaşmamak ve soğuk durmak, icabında dargın olmak demektir. Bu hareket de İslâm'ın emrettiği kardeşlik esasına aykırıdır. Müslümanlar birbirlerine tebessüm ederler, musafaha edip kucaklaşırlar ve yardımlaşırlar. Bunun aksi yapılınca, kardeşlik bağları çözülür, soğukluk baş gösterir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v):
«— Birbirinizle kardeş olun!»

Buyuruyor. Eğer yukarda üç maddede sıralanan yasaklardan kaçınılırsa, bunların neticesi kardeşlik doğar demektir. İşte kardeşliğin gerçekleşebilmesi için yukarda anılan üç yasağı öğrenip bu yasaklara düşmemek şarttır. Kardeşlik meydana gelince de, gaye tahakkuk etmiş olur; zira Cenab-ı Hak : «Müminler birbirleriyle kardeştir.» buyuruyor.

5— Üç günden fazla dargın kalmak helâl değildir. Konuşmamak müddeti çoğaldıkça, aradaki soğukluk ve kırgınlık da çoğalır. Bazı söz taşımalarla dargınlık adavete kadar gider ve her iki taraf için vahim neticelere sebep olabilir. Bu bakımdan beşeriyet icabı müminler arasında dargınlık olunca, üç gün içinde tefekkür edip barışma çarelerini aramalıdırlar. İlk selâm verip konuşan büyük mükâfatı almış olur. İki kimse arasındaki dargınlığı gidermek için diğer kardeşlerin elden gelen gayreti sarf edip barışı temin etmeleri bir vazifedir. Hadîs-i şerifte görüldüğü gibi, Abdullah Ibni Zübeyr ile Hz. Âise validemizin aralarını düzeltmek için Misver ve Abdurrrahman çok gayret harcamışlardır. Müslümanlar birbirinden dargın bulunduğu müddet Allah onlardan razı olmaz. Müslümanların arası düzeltilmekle de büyük sevab kazanılır. Bir kimse dargın bulunduğu kimse ile konuştuğu takdirde maddî ve manevî bir zarara düşmek ve hile ve fesadına kapılmak korkusunu taşıyorsa, bunun barışmasında bir fayda umulmaz. Bu takdirde uzak kalmakta beis yoktur.



Ebu Eyyûb (El-Ensarî) demiştir ki, Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu :

«— Hiç kimseye, üç günden ziyade dargın durması helâl olmaz. Karşılaşınca biri öteye döner, biri beriye döner. Bunların hayırlısı selâm ile ilk söze başlıyandır.»
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),


Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«— Birbirinize karşı kin doğuracak hareketlerde bulunmayın, dünya menfaatine rağbet edip de aranızda fesad çıkarmayın; ey Allah'ın kulları kardeş olunuz.»
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),




Manevî değer ve rabıtaları unutup maddeye kıymet vermek ve maddeyi her şeyin üstünde tutacak kadar dünyaya sarılmak, felâket sebeplerinin başıdır. Bir defa madde, manevî değerlerin üstünde tutulunca, şahsî menfaatleri, koruma ve egoizm hastalığı baş gösterir. Merhamet duyguları silinir, vurgunculuk ve istifçilik zihniyeti hakim oiur. Fırsatı ele geçiren, zavallıyı ve zayıfı ezebilen ve bunları sömürmeye gücü yeten sözde kahramanlar türer. Sınıf ayrılıkları ve zümre saltanatları baş gösterir. Nihayet cemiyet/İçinde meydana gelen birbirinden çok uzak sınıf farklarının madde mücadelesi doğar. İhtilâller birbirini kovalar ve kuvveti eline geçiren madde,gücü ile cemiyet ferdlerini robot makineler haline getirir. Âhiret hayatı ve hesabı unutulur ve unutturulur; dünyanın geçici zevkleri ebedîleştirilir. Bunun sonucu da ebedî hüsran ve boşuna nedamet olur. Böyle bir felâketten kurtulmak, Hz. Peygamberin hikmetli sözlerine eğilmek ve onlara topluca sanrılmakla ancak mümkün olur. Cenab-ı Hak bu gibi felâketlere götören sebepleri giderme hususunda kalblerirhize anlayış ve hakka yörneliş ihsan buyursun.(Amin)



Enes'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem) şöyle buyurmuştur:

«— îki kimseden birinin ilk işlediği günah, bunların arasını ayırmışsa, bu ikisi Allah (Azze ve celle) için yahut İslâm için sevişmiş değildir.»



İki müminden birinin ilk işlemiş olduğu hata veya günahı bağışlamak ve onu örtmek İcab eder. İkinci defa vuku bulursa, bunu neden yaptığı sorulur ve kendisinden tekerrür etmemesi istenir. Bundan sonra aynı suç üzerinde ısrar ettiğini, vazgeçmediğini görürse onu muahezeye koyulur ve işin ciddiyet ve ağırlığına göre dargınlığa sebep olabilir. Yoksa iki kimseden birinin işlediği bir suç, onların darılıp ayrılmalarına sebep oluyorsa, böyle kimseler Allah için, İslâm için sevişmiş değillerdir. Sevgileri basit menfaatlere dayanmış demektir. Allah için sevişenler, ancak Allah rızası bahis konusu olunca ayrı ve dargın kalabilirler.
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),



Hişam îbni Âmir El-Ensarî'den —Enes İbni Malik'in amcası oğlu olup, babası Uhud savaşında öldürülmüştü— rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi)'in şöyle buyurduğunu işitmiştir:

«— Bir müslümanın bir müslümanla üç günden ziyade dargın kalıp konuşmaması helâl olmaz; çünkü bunlar, dargınlıkları üzere devam ettikçe haktan meyletmişlerdir. Bunlardan ilk şefkat gösterip dönenin diğerini geçmek suretiyle dönüşü, kendisine (günahına) keffaret olur. Eğer dargınlıkları üzere ölürlerse, ebedî olarak (uzun müddet) topu birden Cennet'e girmezler. Eğer biri diğerine selâm verir de bunun teslimiyet ve selâmını kabul etmezse, selâm verene Melek mukabele eder, (onun selâmını alır); diğerine ise Şeytan mukabele eder.»
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),



Âişe'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem). şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

— (Ey Âişe!) Senin öfke ve rıza halini ben bilirim.»

Âişe demiştir ki, ben ona:

«— Bunu nasıl bilirsin, ya Resûlüllah?» dedim. Hazreti Peygamber:

— Sen memnun ve razı olduğun «aman şöyle dersin: Evet, Muhammed'in Rabbİ hakkı için. Öfkeli olduğun zaman da şöyle dersin: Hayır, İbrahim'in Rabbi hakkı için.» dedi. Âişe demiştir ki, ben de: «Evet!» dedim. Ben (öfkeli halimde) ancak ismini söylemem.
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),





A i ş e 'nin ahlâk ve ilim üstünlüğü çok yüksek olmakla beraber kadınlara has olan bazı, kıskançlıklar İcabı öfkelenip dargınlık alâmetleri gösterdiği diğer hadîs-i şeriflerde de beyan edilmektedir. Kadınların tabiî hallerinden sayılan bu hareketine karşı Resûlüllah Efendimiz ya sükût ederler, ya da hoş bir mukabele ile teskinde bulunurlardı. Bu da müminlere bir edeb dersidir.
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred),




Ben bu hadisleri aktararak Allah'dan sadece ecir taleb ediyorum .Sizinde dargın olduğunuz kimseler varsa ne kadar kızmakda haklı olsanızda Allah rızası için ilk selamı verip dargınlığı bitirin inşaAllah.Selametle
 

ummuyusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Düşmanlık Etmek


Ebû Hüreyre, Peygamber (Salallahü Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:

«— Birbirinize karşı kin ve düşmanlık doğuracak hareketlerde bulunmayın, hasedleşmeyin; ey Allah'ın kulları kardeş olunuz.»

İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred)

Ebû Hüreyre'den rivayet' edildiğine ğore, Resûlüllah(Salallahu Aleyhi veSellem) şöyle buyurdu :

«—-Pazartesi ye perşembe gülleri Cennet'in kapıları açılır ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan her kul bağışlanır, ancak kardeşi ile kendisi arasında düşmanlık olan, kimse bağışlanmaz. (Onlar için) şöyle denir: Birbirleriyle barışıncaya kadar ikisini bekletin.https://www.islam-tr.org/#_ftn804İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred)



Ehli Sünnet akîdesinde Cennet ye Cehennem yaratılmış varlıklardır. Böyle olunca haftada iki defa kapılarının açılması mecaz değil, gerçek manâ taşır. Ayrıca bu Pazartesi ve Perşembe günlerinde mağfiretin çokluğu, bol sevab verilmesi ve mertebelerin yükseltilmesi manâları da alınabilir. Şirkten başka günahların bağışlanmasından maksad küçük günahlar olduğu görüsü hakimdir, Küçük güntah işlememiş olanlardan, büyük günahların bağışlanabileceği de söylenmektedir. Aralarında adavet bulunan kimselerden günah bağışlanmaz, tâ ki barışsınlar. Cenabı Hak Meleklere : «— Bu kin besliyenleri birbirleriyle barışıncaya kadar bekletin.» Diye buyurur. Eğer barışmazlarsa, günahları bağışlanmaz, yalnız biri barışır da öteki kabul etmezse, barışçı bağışlanmış olur, diğerinin günahları bağışlanmaz.
İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred)



Peygamber şöyle buyurdu:


«— Üç şey kimde varsa, Allah Teâlâ dilediği kimseden, bunlardan başka günahları bağışlar: Allah'a ortak koşmayarak Ölen, sihirbazların arkasına düşmeyip de sihirbaz olmayan ve kardeşine kin beslemeyen kimse...»

Allah'a ortak koşmak, sihir yapmak ve Müslüman kardeşine kin beslemek büyük günahlardan sayıldığı için, bu günahları işlemeyerek ölenden diğer işlemiş olduğu günahlar bağışlanacağını Peygamber Efendimiz haber vermektedirler. Müslümanlar arasında düşmanlığın ve birbirine karşı kin beslemenin ne kadar zararlı ve büyük günah olduğu bu hadîs-i şeriften de anlaşılmaktadır. Bundan önceki hadîs-i şeriflere müracaat edilsin.

İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred)
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt